Sayfalar

Romance etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Romance etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2014 Cuma

The Perks Of Being A Wallflower

Yapım : 2012
Tür: Drama / Romance
İMDb Puanı : 8,1

Queen's Review : 10 /10

Yıllar geçip bir kült oluşturan filmlerden olacak bu film kesin.

Bir 'Breakfast Club' olacak insanlar için.

Hayatımda bu kadar eğlendiğim ve gülümseyip,ağladığım film izlememiştim neredeyse.Müzikleriyle,konusuyla,sinemaya yansıtılıış şekliyle olsun br numaraydı bence.


Aslen kitabı ilk çıktığında epey tereddüt etmiş ve alıp okumamıştım.Ancak kitabı da filminin güzelliğinin yarısı kadarsa 'absolutely' okuma listeme eklenmiştir.

Ki zaten genllikle kitapları filmlerinden çok daha güzel olur her zaman.O nedenle büyük umutlarım var.

Konusuna kısaca değineyim diyeceğim ama izlemelisiniz tam olarak izlemek için.Kısaca şöyle,Charlie(logan Lerman) sorunları olan bir çocuk.Geçmişinde yaşanan bazı olaylar nedeniyle yaralı bir çocuk aslında daha çok.Sam(Emma Watson) ve Patrick(Ezra Miller) lise son sınıf öğrencileri ve üvey kardeşler.Birbirleriyle süper bir uyumları var.Ve Charlie'yi de yanlarına alıyor ve arkadaş oluyorlar.Ancak Charlie Sam'e aşık oluyor.Sam ise lisenin ilk yıllarında kötü davranışlarda bulunmuş ancak şimdi ünniversiteye girebilmeye çalışan bir kız.Patrick ise daha karmaşık bir karakter.Patrick bir gay.Ancak sevdiği çocuk gay olduğunu kimseye anlatmayan bir çocuk.Lisede Amerikan Futbolu oynayan Brad,Patrick ile birlikteyken çok iyi biri,okula döndüklerinde de bir jerk!

Kısaca okulu atlatmaya çalışan,arkadaşsız ve bunalımda olan bir çocuğun ruhen kendini bulamamış bir kız ve onun kalbindeki acıyı vurdumduymazlıkla dışarı vuran üvey kardeşinin hikayesi.Hepsi bir şekilde birbirlerini iyileştiriyorlar.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Drinking Buddies

Yapım : 2013
Tür: Comedy / Drama / Romance
İMDb Puanı :  6,2 

Queen's Review : 10 / 3

Bu film beni sıktı.

Aslen izlerken eğlenceli olacağını düşünmüştüm.Komik,aşk dolu.Ama hiçbiri olmadı.Yalnızca biri olsaydı yeterdi yani.

Filmin eleştirisini bile yazarken sıkıldım.O derece.

Aslen sıkıcılıktan çok belki de filmde aslen hiçbir şey olmayışından kaynaklı beklenti birikiminin verdiği bir rahatsızlık hissi bırakıyor insanda dersem daha doğru olacak gibi.

Tüm 90 dakika boyunca ha bir şey olacak,de bir şey olacak diye beklemekten yorgun düştüm yahu...

Uzatmayacağım.Konusunu hemen açıklayıvereyim sizlere;

Şöyle ki,aynı iş yerinde çalışan Kate ve Luke birbirlerine çok benziyorlar.Huy bakımından.İkisi de işleri gereği midir yoksa alkolikler mi bilemedim ama (bira fabrikasında çalışıyorlar) biraya ve içkiye çok düşkünler.

İkisinin de birer ilişkileri var.Kate'in sevgilisinin adı Chris,Luke'un kız arkadaşının adı da Jill.İkisi de hayatlarından mutlular.İkisinin de sevgilileri onlardan farklılar,daha oturaklı,aklı başında ve başarılı insanlar.Onlar bunlara nasıl aşık olmuşlar bilmem.Neyse,sonra birlikte 'double date' yani bir çeşit çifte randevuya çıkıyorlar.Chris'in sahil kenarındaki evine gidiyorlar.Ve sonra bazı nedenlerden dolayı Chris ile Kate ayrılıyorlar.Ancak Luke Jill ile olan ilişkisine mutlu mesut devam ediyor.Evlenmek üzereler artık.Sonra yalnız kalan Kate Luke'a bir şeyler hissettiğini fark ediyor.Falan falan.

En sonunda ise kavga etmiş erkadaşlar barışıyorlar.The End.

Allah aşkına bu nedir ya! Ne konusu var,ne bir olay anlatıyor.Öyle onlar hayatlarını yaşarken bir kızın saçma sapan erkeksi hareketlerini görüyoruz.Amaaan.Çok sıkıcıydı.Kesinlikle beğenmedim.Hatta ve hatta hayal kırıklığıydı.

Tavsiyemi göz önünde bulundurur izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz ancak izlerseniz de iyi seyirler dilerim...

14 Ocak 2014 Salı

Sixteen Candles


Yapım : 1984
Tür : Comedy / Romance
IMDb Puanı : 7,2
Queens Review : 10/10

Sixteen Candles bir başka çok bilinen ve hayranının bol olduğu bir film.
Yine izlemek için çok beklediğim ve bahaneler uydurduğum ancak izleyince "neden bu kadar bekledim" diyebildiklerimden oldu.
Konusu öyle pek ahım şahım olmasa da izlemesi çok keyifliydi doğrusu.İzlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

Konusu dediğim gibi sıradan olsa da karakterleri çok eğlenceliydi.Mesela Ted.Ulaşamayacağını bilse de asla pes etmedi ya.Çok tatlıydı.Samantha'nın başkasını sevdiğini anlayınca aralarında çekildi ve hatta Jake ile arralarını yaptı.O kadar sevimliydi ki! :)
Ama Jake'i de unutmayalım.O popüler çocuk kızın ona aşık olduğunu öğrendğinde nasıl eridi ama :))
Sam'de haklı hani.Jake de Jake yani!
Jake'in Ted'e yaptığı yardımlar da çok hoştu.Arabada uyanma sahnesi çok güzeldi.
Ted süpersin!


Ted'in Sam'in kilodunu gösterdiğinde tüm inek çocukların gösterdiği tepki harikaydı.Erkekler bazen (hatta çoğunlukla) ne kadar da salak oluyorlar,değil mi? :)

Sam'in doğum gününü unuttuklarında çok kızdım aslında.Evet diğer kızları evleniyor olabilir ama insan da kızının doğum gününü unutmaz yani.Neyse...

Samantha'nın ailesi de bir o kadar süperdi.Hepsi birbirinden renkliydi.Açıkçası çok eğlenceli bir film.Çok beğendim.

Son sahnesi özellikle çok romantikti.Bir kızın dileğinin yerine gelşini çok hoş ve duygusal bir biçimde yorumlamışlar.Gülümseyerek kapattım ekranı.Kesinlikle tavsiyemdir.Bazı filmler boşuna kült olmuyor demek ki.

İşte size izleyen herkesin bildiği o meşhur sahne...

Pretty Woman


Yapım : 1990
Tür : Comedy / Romance
IMDb Puanı : 6,9
Queens Review : 10/10


 Pretty Woman...

Daima izlenmesi gereken filmler arasında adı geçen bir klasik olmuştur artık.Hep izleyeceğim,izleyeceğim diye erteleyip durduğum filmlerdendi.Sonunda ertelemeyi bıraktım ve açtım izledim.

Eski filmlere karşı hep bir adım geride dururum ben.Çünkü çoğu insanın da düşündüğü gibi filmler zamanında izlendiğinde güzel oluyor genellikle.Mesela ilk Chucky çıktığında uyuyamamıştım ben izledikten sonra.Ama şimdi izleyince diyorsun ki bunun nesinden korkmuşum.Scream serisi de aynı şekilde mesela.Ya da Stephen King'in 'O' su gibi.Evet bir kült oluşturuyor bu filmler.Ama ancak zamanında izlediğinizde gerekli duyguları yaşayabiliyorsunuz.

Açıkçası Pretty Woman'da da aynısı olacak diye korktum.Ama dedim ki içinde Julia Roberts var,Richard Gere var.En kötüsü ne kadar kötü olabilir ki?

Az önce bazı filmlerin zamanında güzel olduğunu söylerken şunu da eklemem gerek diye düşünüyorum.Hakkını vermem lazım.Bazı filmler ise zamana karşı gelebiliyorlar.Ne zaman izlerseniz izleyin aynı duyguyu hatta belkide ilk izlediğinden daha da fazlasını keşf ettirebiliyor insana.Ve sanırım Pretty Woman bu filmlerden biri.

Günümüz gençleri şimdi oldukça film seçeneğine sahipler.Ama şahsım adına konuşuyorum,artık eskisi kadar iyi filmler çekilmiyor malesef.Biz gençler  de,tabi tamamımız değil elbette belirli zevk sahibi olan bir kısm olarak,eski filmleri baştan yahut yeniden izleme geleneğini ortaya çıkarttık.

Filme dönecek olursam,film bir harikaydı! Julia Roberts o kadar güzel bir kadın ki ona bakarken kendmi çirkin hissettim yani.Richard Gere,annlerimizin gençlik aşkı (benim annemin mesela) hala aşık olunabilinecek kadar çekici bir adam.Ve Julia ile ikisi arasındaki uyum mükemmel.Hani bazı filmler vardır konusu harikadır ancak oyuncular o kadar uyumsuzdur ki sonunu getiremezsin,işte en gıcık olduğum şeylerden biridir bu benim.Ama bu filmdeki oyuncu uyumu tek kelimeyle mükemmeldi.

Bazı sahnelerde kırıldım gülmekten,bazılarında ise non-stop gülümsedim.Anlayacağınız tebessümle biten ve o tebessümü gerçekten hissedebileceğiniz ender filmlerden Pretty Woman.Filmin eleştirisine geri dönecek olursam,Vivian,filmimizin ana karakteri,filmin başından sonuna o kadar değişiyor ki,Julia'yı takdir ediyor insan izlerken.Başlarda biraz sokak ağzı olan bir kadını canlandırırken sonra (ara sıra bu halleri yeniden ortay çıksa da) aslında oldukça hoş ve görgülü bir hanımefendiye dönüşüveriyor.İlk halleri falan çok hoştu aslında.Epey komikti de.