Sayfalar

Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2014 Cuma

Free Birds

Yapım : 2013
Tür: Comedy / Animation / Advanture
İMDb Puanı : 5,7
Queen's Review :  5 / 10

Tuhaf bir konusu olan güzel bir animasyon...

İzlemesi keyifli evet,ancak belli yerlerinde bir parça sıkıldım.Sonlara doğru.Ama güzeldi.Zaten benim bir animasyondan nefret ettiğim görülmemiştir.Neredeyse...

Konusuna geçeyim.
Reggie ve Jake birer hindidir.Jake'e küçüklüğünde görünen 'The Great Turkey' ona asla pes etmemesini ve Reggie adında bir hindi ile 'Thanksgiving' - 'Şkran Günü'nü kurtarmasını söyler.Ve ona bir kapı tokmağı verir.O kapı tokmağı olayını bir şeye bağlamamaları,yani tam anlamıyla,çok saçma olmuş bu arada.
They're Adorable!

Bunu bir hayat amacına dönüştüren Jake,ona The Great Turkey tarafından tarif edilen yerde zaman makinesini bulur ve Reggie'yi de alarak ilk Şükran Gününe doğru yola koyulurlar.

Reggie ise kümesteki tuhaf hindidir.Herkesten daha akıllı oluşu dışlanmasına neden olur.Diğerlerine hep çiftçinin onları kesmek için beslediğini söyler ama kimse ona inanmaz.Bu durumdan sıkılan Reggie bir gün çiftliğe ir helikopter gelmesi üzerine haklı olduğunu kanıtlar.

Ancak kimse onun haklı olmasını umursamaz ve hatta o tehdit sandıkları helikopterdeki insanlara Reggie'yi verirler.Kümesten atıldığında kendini küçük bir kızın elinde bulan Reggie öleceğini düşünür.(O küçük kızın "I'm tired now." deyip uykuya dalması süper komikti.)Ancak aslen kendini USA başkanının kızının kollarında bulmuştur.Ve bir Amerikan geleneği olan 'Pardon Turkey' olarak seçilerek hayatı kurtulur.Gittiği yerde de hayatından çok memnun olan Reggie'yi kaçıran Jake ona planından bahseder.

Yalnızca pizzalarına ve televizyon izlemeye geri dönmek isteyen Reggie ise bu konuda hiç de istekli değildir.Ve açıkçası bu hikayeye de inanmamıştır ve Jake'in deli olduğunu düşünür.Ancaak zaman makinesini bulduklarında (zaman makinesinden çıkmaya çalışan adamın ve onu kurtaran görevlinin camda sürtündüğü sahneye bayılmıştım :D)

Gittikleri yerde onları çok değişik şeyler beklemektedir.Büyük bi ryumurta şeklinde olan uzay aracı STEVE,onlara hem arkadaş olacak ve zaman zaman da hayatlarını kurtaracaktır.Orada yaşayacakları aitlik hissini ve aşkı da unutmamak gerek tabi.

Kısaca hoş bir animasyon.Bazı yerleri size saçma gelebilir,bana geldi açıkçası ama izlenebilir.Boş zamanınız varsa ve canınız animasyon izlemek istiyorsa ve daha iyi tüm animasyonları izlediyseniz keyifle izleyebilirsiniz derim :)



Happy Feet Two


Yapım : 2011
Tür: Comedy / Animation / Family
İMDb Puanı : 5,9
Queen's Review : 10 / 10



Bu animasyonu ilkinden daha çok beğendim aslında.Mumble ve Gloria'nın oğulları Erik çoook tatlı değil mi ama ? :)

<<<<--- Baksanıza şu gözlere :))

Bu eleştiride de serinin ilkine uyup  yorumu sona bırakayım diyorum.
Öyleyse işte konusu...


Mumble ve Gloria'nın bir oğulları olmuştur.Erik.Ancak Erik de tıpkı babasının küçüklüğünde olduğu gibi aileye tam anlamıyla uyum sağlayamıyordur.Yani babası ve artık neredeyse tüm İmparator Penguenleri gibi dans edemiyordur.

Bu konuda çok üzülen Erik,arkadaşları ile uzaklaşır ve Ramon ve diğerlerinin yanına gider.Orada da tıpkı İmmparator Penguenleri'nin şuanki hali gibi ilk filmden beridir epey değişmiştir.

Happy Feet'de boynundaki plastikten kurtulmaya çalışan Lovelace insanların yanından bir arkadaş ile dönmüştür.Sven.Sven bir Atlantic Puffin.Bir kuş.

Ancak bunu herkesten gizleyen Sven,kendini uçabilen bir penguen olarak tanıtır.Ona neredeyse bir tanrı muamelesi yapan Lovelace ve diğerleri ile karşılaşan Erikde onlarla aynı fikre kapılır.Ve Sven'i bir nevi idol haline getirir.Ve uçmak istediğine karar verir.

Oğlunu aramaya çıkan Mumble ise baba olmakla ilgili ciddi sorunlar yaşamaktadır.Oğlu ile tam olarak iletişime geçemediğini düşünen Mumble,Erik'in uçmak istediğini ve o Sven denilen uçan pengueni kendisinden daha çok sevdiğini fark ettiğinde ne yapacağını şaşırır.Ne dese uçma isteğinden vazgeçmeyen Erik ile uğraşırken aslında daha büyük bir sorunları olduğunu fark eder.

Küresel ısınma nedeni ile eriyen buzullar parçalanmaya ve kutup şekil değiştirmeye başlar.Uzaklardan kopan bir büyük buzul parçası Gloria ve diğerlerinin bulunduğu bölgeye çarpar ve tüm penduenleri iki büyük buzulun tam ortasında bırakır.Çıkış yolu bulamayan penguenler aç kalma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.

Tepelerinde onların ölümünü bekleyen yırtıcı kuşların da pek heves açıcı olmadığı kesindir.Moral açısından da yıkılan penguenlerin şimdi tek şansları vardır Mumble.Mumble sayesinde birleşen diğer penguenler onları kurtarmaya çalışacaklardır.Bu sırada da Mumble oğlu Erik ile arasını düzeltmelidir.

Bu hikayede bir de ek olarak iki krill (karides)'in hikayesini de izliyoruz.Bir nevi yan hikaye gibi.Olaylar olurken onlarda orada oluyorlar ancak o kadar minikler ki,pek katkıları olmuyor denilebilir.
Kısaca açıklamak gerekirse,Will ve Bill krill sürürlerinden ayrılıp hayatlarını değiştirmeye çalışıyorlar.Yani Will değiştiriyor,Bill yalnızca isteksizce yanında bulunuyor diyebiliriz.

Küçük ve genel konuyla ilgili olmasalarda,animasyonun kendisinden daha komik olmuşlar bile diyebiliriz.Hatta "Ben artık yemek olmayacağım,ben de etcil olup birilerini yiyeceğim." felsefeleri süper komikti. :))

Sonuç olarak,harika bir animasyon daha izleyeceksiniz.Yorum kısmını çok uzatmama gerek yok.Aslında konusunu yazarken aralarına eklediklerim fikrimi genel olarak belirtiyor.
Tavsiyemdir...


Happy Feet


 
Yapım : 2006
Tür: Comedy / Animation / Family
İMDb Puanı : 6,5
Queen's Review : 9 / 10




Happy Feet gerçekten eğlenceli animasyonlardan biri.KArakterler harika olmuş.Özellikle de Ramon beni benden aldı :D
Gerçi onu seslendiren Robin Williams ama.O adam baaşka ya.

Neyse.Bu kez yorumu sona saklayıp hemencecik konusuna geçmek istiyorum.

* İ-P : İmparator Penguenleri *


Bu animasyonda İmparator Penguenlerin (İ-P) dünyasına giriş yapıyoruz.Happy Feet bize İmparator Penguenlerinin kendilerini şarkı söyleyerek ifade ettiklerini anlatıyor.Tüm İ-P'leri şarkı söylemede süper bir yetenekle doğarken Mumble,harika seslere sahip bir anne babadan olmasına rağmen,bir ilk olarak dans etme yeteneği ile doğar.Bunun sebeblerinden biri de babasının onu yumurta iken düşürmesidir.

İlk yumurtadan çıkışında herkesi hayretler içinde bırakır.Ve dans etmeye başlar.Babası bu durumdan hiç ama hiç memnun değildir.

Annesi avlanmadan geri döndüğünde şaşırır ancak yumurtayı düşürme olayından habersiz olduğu için kocasını suçlamadan oğlunu olduğu gibi kabul eder.

Ancak herkes annesi kadar kabul edici bir doğaya sahip değildir.Neredeyse tüm İ-P'leri Mumble'ı dışlarlar,Gloria dışında.Gloria müthiş bir sese sahiptir.Ve çok akıllıdır.Mumble daha onu gördüğü anda aşık olmuştur.

Sonraları ailesinden uzaklaşan Mumble farklı tür penguenlerin arasına girer.Orada tanışdığı 5 penguenle hemen arkadaş olurlar.Mumble hep penguenlerden çok daha fazlası olduğuna inanıyordur.Yiyecek azalmasına neden olanın da bu insanlar olduğuna inanır.Durmadan onlara derdini anlatmaya çalışır.Ve bir şekilde gerçekten de insanlar ile iletişime geçer.Ve sonrasını izleyip görün diyorum.





Aslen güzel,eğlenceli olduğu kadar da izleyiciyi düşündüren bir animasyon Happy Feet.Kutuplara neler yaptığımızı,hatta ve hatta yalnızca oraya değil tüm doğanın dengesine olan etkimizi düşündürten bir animasyon.Kesinlikle izleyin.Çocuklarınıza,kardeşlerinize,anne babanıza izlettirin.
Çok etkilenecek ve bu sırada da çok eğleneceksiniz...

6 Şubat 2014 Perşembe

The Smurfs 2




 Yapım : 2013
Tür: Animation / Comedy / Family
İMDb Puanı : 5,4
Queen's Review : 4 / 10


Ah...The Smurfs...

Çizgifilm halini her zaman sevmişimdir.Çocukken en sevdiklerimdendi.Kesinlikle Bugs Bunny'i geçemez tabi.

Ancak bu serinin ilk filmini de beğenmemiştim ben ve malesef bu
nu da öyle bayılarak izlediğimi söyleyemeyeceğim.

İnsanlarla animasyonlar bir arada olmuyor kardeşim ya.

Özellikle de o Gargamel! Aghh...
Evet çizgifilmdeki Gargamel'e çok benzetmişler ve Hank Azaria'nın oyunculuğuna da lafım yok ama olmamış işte,ne bileyim.
 Olumsuz yönlerinden oluşan epey uzun paragrafa girmeden kısacık olumlu düşüncelerimi de bildireyim.
Animasyonunu beğendim.Açıkçası direkt animasyon olsaymış daha çok sevk alabilirmişim gibi geliyor. Sanırım olumlu düşüncelerim bu kadar :)


İlk filminde de aynı duyguları hissetmiştim dediğim gibi,şimdi soracaksınız ki "Madem diğerini
beğenmedin,neden bunu da izledin?" Vallahi bunu sırf sizin için eleştireyim diye izledim.Bir de çok sevdiğim yeğenim çok ballandırarak anlattı bir de üstüne çocukluk arkadaşım da çok beğendiğini,serinin ilk filminden daha güzel olduğunu söyleyince dayanamadım,izledim.Ama benim fikrim öyle kolay kolay değişmez.

Ha evet ilk filminden belki bir parçacık daha eğlenceliydi,doğru,ama hala 'süper bir film.Her anını gülerek geçirdim.' gibi bir şey söyleyemem.Film bittiğinde üzerimden yük kalktı,o derece.Tavsiye eder miyim? İlk filmden hoşlandıysanız kesinlikle.Ancak ilk kez izleyecekler için öncelikle serinin başını izleyin derim.Kesinlikle beğeneceksiniz ise asla diyemem.Çünkü şahsenberbat diyemesem de beğenmedim.

Konusuna ise çok kısacık değineceğim.Yorumu gereksiz yere uzatmaya lüzum yok.

Şirinler çizgifilminde hepimizin çok iyi bildiği Şirine üzerinde dönüyor film.Şirinleri kötüye sürüklesin diye Gargamel tarafından yaratılan şirine sonra Şirin Baba'nın gizli formülü sayesinde mavileşiyor ve bir Şirin haline geliyor.Ancak kendini hiçbir zaman tamamen Şirin hissedemeyen Şirine,doğum gününde herkes ona sürpriz hazırlarken ve unutmuş numarası yaparken kendini iyice dışlanmış hissediyor.Ve Gargamel ise bu sırada ilk filmde gerçek dünyada kalmıştı ya hani,artık çok ünlü bir sihirbaz olmuş.Ve kendine Şirine gibi iki tane daha 'Yaramaz' dediği Şirin yaratmış.Vexy ve Hackus.Şirin Özü almak için yeni şirinler yaratmak isteyen Gargamel Şirineyi kaçırıp ondan 'Naughty'leri Şirinler'e çeviren gizli formülü almak istemektedir.Ve kaçırılan Şirine'nin peşinden giden Şirin Baba ve diğerleri,onu kurtarmaya çalışacaklardır.Tabi ki ilk filmde tanıştığımız iki insan Grace ve Patrick'in yardımı ile...

Surf's Up

Yapım : 2007
Tür: Animation / Comedy / Family
İMDb Puanı : 6,8
Queen's Review : 8 / 10


İzlediğim en değişik animasyonlardandı.Hiç biyografi kıvamında bir animasyon izlememiştim vallahi.Ama pek keyifli oluyormuş meğer.

Yaratılan karakterler çok sevimli ve komik.İzlerken başta emin olamadım ancak sonlara doğru favori animasyonlarım arasındaki yerini aldı.Söylemeliyim ki son dakikada girmesine rağmen oldukça iyi bir sırada :)

Yani tavsiye eder miyim? Evet...

Konusuna değinelim hemen.

Cody Maverick bir surfçü penguendir.Onun bir nevi biyagrafisi yapılıyordur.Biz kamera arkalarını ve çekimleri izliyoruz.Cody diğer penguenler gibi iri değildir.Özellikle kardeşi kadar.Tabiri caizse o ailedeki 'küçük yumurta'dır.

 Bu durumdan hiç de memnun olmayan Cody küçükkken onların bölgelerine bir sörfçü gelir,Big Z,ve ona 'Z' yazan kolyesinden vererek çok büyük işler başaracağı gibi bir şeyler öyler.Bu bizim mutsuz Cody için bir nevi hayat amacı haline gelir.Ve tıpkı idolü Big Z gibi sörfçü olmak ister.Ancak bunda berbattır.

Kendi alanlarındaki tek sörfçü olan Cody,abisi ve diğer penguenler tarafından ezilir.Babası da olmayan Cody'e dester verecek tek kişi annesi kalmıştır.Sonra Cody gibi sörfçülerin alanı olan bir adaya gitmek için seçilen Cody oraya giderken çok büyük hayaller kurmuştur.Ancak oraya vardığında işlerin yalnızca istemekten oluşmayacağını fark eder.


O ada Cody için bir çok şeyin ilki olacakır.İlk aşkı tadacak,hiç ummadığı biri tarafından eğitilecek,çok yakın arkadaşlar hatta hayranlar elde edecektir.

Biz de tüm bunları süper bir espiri anlayışı ile senaryolaştırılmış bir şekilde izleyeceğiz.Aynı zamanda Cody'nin biyagrafisini tabi :)


4 Şubat 2014 Salı

Fright Night 2 : New Blood


Yapım : 2013
Tür: Comedy / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 4,2

Queen's Review : 3 / 10


Kesinlikle ilk filminin yanından bile geçmiyor!

Büyük bir beklentiyle başladım ve elimde patladı.Filme neredeyse resmi olarak berbat diyebilirim.

Oyuncular hiç olmamış (Kontes Dracula hariç) hiçbirini sevemedim.Bir filmde de ana karakterlerden hoşlanmayınca koca film anlamını yitirir biliyorsunuz ki.

Konusunu falan anlatayım diyeceğim ama inanın konusuyla filmin kalitesi arasında dağlar yollar var.

Öncelikle bu filmde Draculayı izliyoruz.Ancak Kont Dracula değil de Kontes Dracula...

Filmimiz Romanya'da geçiyor.Üniversitede profesör olan Gerri Dandridge aslında Kontes Dracula'dır.Üniversite için gelen bir grup lise öğrencisi içinden Charley Kontes'in birini öldürüşüne şahit olur ve sonraları bir çok şeye ve Kontes tarafından fark edilir.

Charley'nin oda arkadaşı olan "Evil" Ed'e her şeyi anlatır ve Ed'de vampirler konusunda oldukça bilgilidir.En sevdiği program Fright Night'dır.Programın sunucusu da yeni bölüm çekimi için ülkede olduğunu öğrenirler ve ona yardıma giderler.

Charley'nin küs olduğu sevgilisi de işin içine girer ve bir şekilde işler karışır.AslenKontes yıllar boyunca onu gün ışığına çıkarabilecek olan bakire'yi aramaktadır.Şöyle ki ; Kontes Dracula'nın gün ışığına çıkmasını salayacak bir bakire kız vardır ancak onu yıllardır arayan Kontes milyarlarca insan öldürmüş ancak o kızı bulamamıştır.Yüz yıllar boyunca genç kalmak için insan kanını kullanan Kontes sonunda o bakireyi bulur ancak işler bundan daha karışıktır.Gün ışığında yürüyebilmesi için yalnızca bakire yetmeyecektir.

Ah...Bazen filmlerin konularını anlatırken onları olduklarından daha çekici hale getirdiğimi düşünüyorum. :D

İnanın konusu kadar ilgi çekici bir film yapmış olsalardı eminim film kat be kat güzel olurdu.Yani bir insan bir konuyu bu kadar kötü bir şekilde senaryolaştırır.Senarist Matt Vanne , duy sesimi! Yani bundan daha kötüsü olamazdı.

Görüntüler hoş değil,karakterler resmen geçiştirilerek yazılmış,konunun gidişatını takip edemiyorsunuz.Bence kesinlikle boşa emek ve bütçe harcanan bir film olmuş.Bazen bu paraları bir hayır kurumuna bağışlasalar daha yerinde olurdu diye düşündüğüm filmler oluyor malesef bu da onlardan biri.


Halbuki ilk film ne kadar da güzeldi.Yazık.Seriye hakaret oluyor yav.Güzel bir şekilde yapamayacaksınız hiç yapmayın arkadaşım yahu,bırakın seri olmasınitek kalsın.Güzel kalsın...


17 Ocak 2014 Cuma

Robots

Yapım : 2005
Tür: Comedy / Animation / Advantıre
İMDb Puanı :  6,3

Queen's Review : 10 /10

Ahh.Animasyonlar kesinlikle benim alanım.Neredeyse tüm animasyonları izledim herhalde.

Ama bunu izlememişim.Unbelievable! Üstelik de Robots Ice Age'İn yapımcılarından çıkan bir animasyonken.Bunu fark ettiğim ilk anda daha bilgisayarımı açtım ve hemen izlemeye başladım.
Açıkçası izledikçe kendime olan kızgınlığım daha da arttı.Çünkü o kadar güzeldi ki.İzlemeye doyamadım bir daha izledim.Sanırım ben de 10 yaşındaki bir çocuğun ruhu var.Çünkü filmi tarif etmek için aklıma gelen cümle de bir başka animasyonun repliği.

Hani 'Despicable Me' animasyonunda Agnes dediği gibi tabiri caizse "İt's so fluffy I'm gonna die!"

Fender ve Rodney ilk karşılaşmasında
Fender Rodney'nin resmini çekerken.
Konusuna biraz değinirsek eğer,Rodney robotların icat idolü olan Bigweld'e hayrandır.O da hep onungibi bir 'inventer' olmak ister.Babasına yardım için yapmış olduğu ilk icadını alır ve Robot City'ye doğru yola çıkar.İlk karşılarştığı robot Fender olur.Ki benim favorimdir.Sonra da Bigweld'i bulamadığında yine Fender ile karşılaşırlar.Ve sonra da onun ailesi,arkadaşlarıyla.Hepsi birbirinden güzel bir çok eğlenceli karakterler.Özellikle Fender ve Aunt Fanny.

Fender'a çok takık olduğumun farkındayım.Ama bir kez izlediğinizde nedenini anlayacaksınız.Ama kısa bir açıklama yapma gereği hissediyorum.Gerek onu seslendiren ve çok sevdiğim,çok büyük bir hayranı olduğum oyuncu Robin Williams nedeniyle,gerek karakterin süpper komik ve ilginç oluşundan Fender benim gözdem.
Britney Spears'ın Hit Me Baby One More Time şarkısını söylediğinde ya da 'heeellp' deyiş şeklinin harikalığında o karaktere aşık oldum ben :D

15 Ocak 2014 Çarşamba

Drinking Buddies

Yapım : 2013
Tür: Comedy / Drama / Romance
İMDb Puanı :  6,2 

Queen's Review : 10 / 3

Bu film beni sıktı.

Aslen izlerken eğlenceli olacağını düşünmüştüm.Komik,aşk dolu.Ama hiçbiri olmadı.Yalnızca biri olsaydı yeterdi yani.

Filmin eleştirisini bile yazarken sıkıldım.O derece.

Aslen sıkıcılıktan çok belki de filmde aslen hiçbir şey olmayışından kaynaklı beklenti birikiminin verdiği bir rahatsızlık hissi bırakıyor insanda dersem daha doğru olacak gibi.

Tüm 90 dakika boyunca ha bir şey olacak,de bir şey olacak diye beklemekten yorgun düştüm yahu...

Uzatmayacağım.Konusunu hemen açıklayıvereyim sizlere;

Şöyle ki,aynı iş yerinde çalışan Kate ve Luke birbirlerine çok benziyorlar.Huy bakımından.İkisi de işleri gereği midir yoksa alkolikler mi bilemedim ama (bira fabrikasında çalışıyorlar) biraya ve içkiye çok düşkünler.

İkisinin de birer ilişkileri var.Kate'in sevgilisinin adı Chris,Luke'un kız arkadaşının adı da Jill.İkisi de hayatlarından mutlular.İkisinin de sevgilileri onlardan farklılar,daha oturaklı,aklı başında ve başarılı insanlar.Onlar bunlara nasıl aşık olmuşlar bilmem.Neyse,sonra birlikte 'double date' yani bir çeşit çifte randevuya çıkıyorlar.Chris'in sahil kenarındaki evine gidiyorlar.Ve sonra bazı nedenlerden dolayı Chris ile Kate ayrılıyorlar.Ancak Luke Jill ile olan ilişkisine mutlu mesut devam ediyor.Evlenmek üzereler artık.Sonra yalnız kalan Kate Luke'a bir şeyler hissettiğini fark ediyor.Falan falan.

En sonunda ise kavga etmiş erkadaşlar barışıyorlar.The End.

Allah aşkına bu nedir ya! Ne konusu var,ne bir olay anlatıyor.Öyle onlar hayatlarını yaşarken bir kızın saçma sapan erkeksi hareketlerini görüyoruz.Amaaan.Çok sıkıcıydı.Kesinlikle beğenmedim.Hatta ve hatta hayal kırıklığıydı.

Tavsiyemi göz önünde bulundurur izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz ancak izlerseniz de iyi seyirler dilerim...

14 Ocak 2014 Salı

The Breakfast Club

Yapım : 1985
Tür : Comedy / Drama
IMDb Puanı : 8,0
Queens Review : 10 / 6

The Breakfast Club izlendi...

Çok methedilen,tüm arkadaşlarım tarafından izlenen ve izlemediğim için yargılandığım bir filmdi kendileri.

Ama açıkçası o kadar da beğenmedim.Bundan önce 'Pretty Woman' ve 'Sixteen Candles' filmlerini izledim ve sanırım bu filmler kadar eğlenceli filmleri The Breakfast Club'dan önce izlememeli.Zaten büyük beklentilerle başladığım bir filme önceki ruh halim de eklenince film kötü gibi durdu gözümde.O kadar eğlenceden sonra biraz aşağı çekti beni sanırım.

Ancak konusu ve oyunculuk açısından güzeldi.Enteresan desem daha tam olacak galiba.


Kısaca konusunu özetleyecek olursam, 'detention' yani cezaya kalan 5 arkadaşı anlatıyor.Hepsi birbirinden farklı.Biri zengin popüler bir prenses,diğeri güreş takımının yıldızı sporcu,bir diğeri hayatında hiç 'F' yani bir nevi '0' almamış zeki bir çocuk,diğeri anne babasının onu görmezden gelmesi vs problemleri yaşayan ve bu duruma tamamen herkesi iterek karşılık veren bir kız ve son olarak ailesinde içkici,şiddet uygulayan bir baba problemi olan isyankar bir genç.Hiç olmayacak bir şekilde bir araya geliyorlar vs vs...


Sixteen Candles


Yapım : 1984
Tür : Comedy / Romance
IMDb Puanı : 7,2
Queens Review : 10/10

Sixteen Candles bir başka çok bilinen ve hayranının bol olduğu bir film.
Yine izlemek için çok beklediğim ve bahaneler uydurduğum ancak izleyince "neden bu kadar bekledim" diyebildiklerimden oldu.
Konusu öyle pek ahım şahım olmasa da izlemesi çok keyifliydi doğrusu.İzlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

Konusu dediğim gibi sıradan olsa da karakterleri çok eğlenceliydi.Mesela Ted.Ulaşamayacağını bilse de asla pes etmedi ya.Çok tatlıydı.Samantha'nın başkasını sevdiğini anlayınca aralarında çekildi ve hatta Jake ile arralarını yaptı.O kadar sevimliydi ki! :)
Ama Jake'i de unutmayalım.O popüler çocuk kızın ona aşık olduğunu öğrendğinde nasıl eridi ama :))
Sam'de haklı hani.Jake de Jake yani!
Jake'in Ted'e yaptığı yardımlar da çok hoştu.Arabada uyanma sahnesi çok güzeldi.
Ted süpersin!


Ted'in Sam'in kilodunu gösterdiğinde tüm inek çocukların gösterdiği tepki harikaydı.Erkekler bazen (hatta çoğunlukla) ne kadar da salak oluyorlar,değil mi? :)

Sam'in doğum gününü unuttuklarında çok kızdım aslında.Evet diğer kızları evleniyor olabilir ama insan da kızının doğum gününü unutmaz yani.Neyse...

Samantha'nın ailesi de bir o kadar süperdi.Hepsi birbirinden renkliydi.Açıkçası çok eğlenceli bir film.Çok beğendim.

Son sahnesi özellikle çok romantikti.Bir kızın dileğinin yerine gelşini çok hoş ve duygusal bir biçimde yorumlamışlar.Gülümseyerek kapattım ekranı.Kesinlikle tavsiyemdir.Bazı filmler boşuna kült olmuyor demek ki.

İşte size izleyen herkesin bildiği o meşhur sahne...

Pretty Woman


Yapım : 1990
Tür : Comedy / Romance
IMDb Puanı : 6,9
Queens Review : 10/10


 Pretty Woman...

Daima izlenmesi gereken filmler arasında adı geçen bir klasik olmuştur artık.Hep izleyeceğim,izleyeceğim diye erteleyip durduğum filmlerdendi.Sonunda ertelemeyi bıraktım ve açtım izledim.

Eski filmlere karşı hep bir adım geride dururum ben.Çünkü çoğu insanın da düşündüğü gibi filmler zamanında izlendiğinde güzel oluyor genellikle.Mesela ilk Chucky çıktığında uyuyamamıştım ben izledikten sonra.Ama şimdi izleyince diyorsun ki bunun nesinden korkmuşum.Scream serisi de aynı şekilde mesela.Ya da Stephen King'in 'O' su gibi.Evet bir kült oluşturuyor bu filmler.Ama ancak zamanında izlediğinizde gerekli duyguları yaşayabiliyorsunuz.

Açıkçası Pretty Woman'da da aynısı olacak diye korktum.Ama dedim ki içinde Julia Roberts var,Richard Gere var.En kötüsü ne kadar kötü olabilir ki?

Az önce bazı filmlerin zamanında güzel olduğunu söylerken şunu da eklemem gerek diye düşünüyorum.Hakkını vermem lazım.Bazı filmler ise zamana karşı gelebiliyorlar.Ne zaman izlerseniz izleyin aynı duyguyu hatta belkide ilk izlediğinden daha da fazlasını keşf ettirebiliyor insana.Ve sanırım Pretty Woman bu filmlerden biri.

Günümüz gençleri şimdi oldukça film seçeneğine sahipler.Ama şahsım adına konuşuyorum,artık eskisi kadar iyi filmler çekilmiyor malesef.Biz gençler  de,tabi tamamımız değil elbette belirli zevk sahibi olan bir kısm olarak,eski filmleri baştan yahut yeniden izleme geleneğini ortaya çıkarttık.

Filme dönecek olursam,film bir harikaydı! Julia Roberts o kadar güzel bir kadın ki ona bakarken kendmi çirkin hissettim yani.Richard Gere,annlerimizin gençlik aşkı (benim annemin mesela) hala aşık olunabilinecek kadar çekici bir adam.Ve Julia ile ikisi arasındaki uyum mükemmel.Hani bazı filmler vardır konusu harikadır ancak oyuncular o kadar uyumsuzdur ki sonunu getiremezsin,işte en gıcık olduğum şeylerden biridir bu benim.Ama bu filmdeki oyuncu uyumu tek kelimeyle mükemmeldi.

Bazı sahnelerde kırıldım gülmekten,bazılarında ise non-stop gülümsedim.Anlayacağınız tebessümle biten ve o tebessümü gerçekten hissedebileceğiniz ender filmlerden Pretty Woman.Filmin eleştirisine geri dönecek olursam,Vivian,filmimizin ana karakteri,filmin başından sonuna o kadar değişiyor ki,Julia'yı takdir ediyor insan izlerken.Başlarda biraz sokak ağzı olan bir kadını canlandırırken sonra (ara sıra bu halleri yeniden ortay çıksa da) aslında oldukça hoş ve görgülü bir hanımefendiye dönüşüveriyor.İlk halleri falan çok hoştu aslında.Epey komikti de.

5 Ocak 2014 Pazar

Community -(Season 5)-


Yapım : 2009-
Tür : Comedy
IMDb Puanı : 8,7
Queens Review : 10/10
Bu dizi 4 sezondur benim Favorilerim arasındaydı zaten.5. sezonun başladığını gördüğüm ilk anda sevinçten resmen çığlık attım.

Ancak ilk bölüm beklediğim gibi değildi.Bir kere benim gözdem,Pierce Hawthorne yok!
O kadar üzüldüm ki buna.Jeff ile atışmalarını,her şeye Gaylikle ilgili bir kulp takmasını özleyeceğim...

Onun yerine geçen Professor Buzz Hickey korkunç! Pierce'in yanından bile geçemez.Yani anlayacağınız 5. sezonun ilk bölümünü izleyip benim gibi hissedebilisiniz,Dikkat!

Ama iyi bir haberim var.2. bölümü izleyince insanın beklentileri yeniden artıyor.2. bölüm kesinlikle Community kalitesini taşıyordu.Dean Craig Pelton <3 Bu adam bir harika!

Jeff ile aralarında geçenler insanı zorla güldürüyor sanki.
Alen sezon şöyle başladı.Jeff avukatlıkta tutturamamış ve hayatı mahvolmuştur.Greendale Üniversitesinden mezun olmuş bir mimarın yaptığı bir köprü yıkılmış ve mimarın avukatları da eğitim yetersizliği için Greendale'i suçlamaktadırlar.Jeff'de oraya mimarın adına gider ve Greendale'i kurtarma yalanı altında belgele ulaşmak istemektedir.Ancak benim adamım Dean Craig diğer grup üyelerini de çağırır.Ve BAM! Bizim ekip yeniden bir arada...

Diğerlerinin de hayatlarının o kadar harika olmadığı da hemen 5 dkada ortaya çıkar.Ve birlikte Greendale'de kalmaya karar verirler.Jeff öğretmen olur ve bizimkilerde yenidne başka meslekler için eğitim almaya başlarlar.

İkinci bölümde ise Jeff'in öğretmenliği bir komediydi zaten başlı başına.O nedenle ikinci bölümü şiddetle izleyin derim.Community beklenilene yakın bir başlangıç yapamasa da ikinci bölümde kesinlikle toparlama işaretleri yolluyor izleyiciye.
5.Sezondan olmasa da,bu resim benim bir diğer favori karakterim olan Annie Edison'ın en sevdiğim resimlerinden biridir ;)