Sayfalar

Movie Series(Seri Filmler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Movie Series(Seri Filmler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2014 Cuma

Happy Feet Two


Yapım : 2011
Tür: Comedy / Animation / Family
İMDb Puanı : 5,9
Queen's Review : 10 / 10



Bu animasyonu ilkinden daha çok beğendim aslında.Mumble ve Gloria'nın oğulları Erik çoook tatlı değil mi ama ? :)

<<<<--- Baksanıza şu gözlere :))

Bu eleştiride de serinin ilkine uyup  yorumu sona bırakayım diyorum.
Öyleyse işte konusu...


Mumble ve Gloria'nın bir oğulları olmuştur.Erik.Ancak Erik de tıpkı babasının küçüklüğünde olduğu gibi aileye tam anlamıyla uyum sağlayamıyordur.Yani babası ve artık neredeyse tüm İmparator Penguenleri gibi dans edemiyordur.

Bu konuda çok üzülen Erik,arkadaşları ile uzaklaşır ve Ramon ve diğerlerinin yanına gider.Orada da tıpkı İmmparator Penguenleri'nin şuanki hali gibi ilk filmden beridir epey değişmiştir.

Happy Feet'de boynundaki plastikten kurtulmaya çalışan Lovelace insanların yanından bir arkadaş ile dönmüştür.Sven.Sven bir Atlantic Puffin.Bir kuş.

Ancak bunu herkesten gizleyen Sven,kendini uçabilen bir penguen olarak tanıtır.Ona neredeyse bir tanrı muamelesi yapan Lovelace ve diğerleri ile karşılaşan Erikde onlarla aynı fikre kapılır.Ve Sven'i bir nevi idol haline getirir.Ve uçmak istediğine karar verir.

Oğlunu aramaya çıkan Mumble ise baba olmakla ilgili ciddi sorunlar yaşamaktadır.Oğlu ile tam olarak iletişime geçemediğini düşünen Mumble,Erik'in uçmak istediğini ve o Sven denilen uçan pengueni kendisinden daha çok sevdiğini fark ettiğinde ne yapacağını şaşırır.Ne dese uçma isteğinden vazgeçmeyen Erik ile uğraşırken aslında daha büyük bir sorunları olduğunu fark eder.

Küresel ısınma nedeni ile eriyen buzullar parçalanmaya ve kutup şekil değiştirmeye başlar.Uzaklardan kopan bir büyük buzul parçası Gloria ve diğerlerinin bulunduğu bölgeye çarpar ve tüm penduenleri iki büyük buzulun tam ortasında bırakır.Çıkış yolu bulamayan penguenler aç kalma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.

Tepelerinde onların ölümünü bekleyen yırtıcı kuşların da pek heves açıcı olmadığı kesindir.Moral açısından da yıkılan penguenlerin şimdi tek şansları vardır Mumble.Mumble sayesinde birleşen diğer penguenler onları kurtarmaya çalışacaklardır.Bu sırada da Mumble oğlu Erik ile arasını düzeltmelidir.

Bu hikayede bir de ek olarak iki krill (karides)'in hikayesini de izliyoruz.Bir nevi yan hikaye gibi.Olaylar olurken onlarda orada oluyorlar ancak o kadar minikler ki,pek katkıları olmuyor denilebilir.
Kısaca açıklamak gerekirse,Will ve Bill krill sürürlerinden ayrılıp hayatlarını değiştirmeye çalışıyorlar.Yani Will değiştiriyor,Bill yalnızca isteksizce yanında bulunuyor diyebiliriz.

Küçük ve genel konuyla ilgili olmasalarda,animasyonun kendisinden daha komik olmuşlar bile diyebiliriz.Hatta "Ben artık yemek olmayacağım,ben de etcil olup birilerini yiyeceğim." felsefeleri süper komikti. :))

Sonuç olarak,harika bir animasyon daha izleyeceksiniz.Yorum kısmını çok uzatmama gerek yok.Aslında konusunu yazarken aralarına eklediklerim fikrimi genel olarak belirtiyor.
Tavsiyemdir...


Happy Feet


 
Yapım : 2006
Tür: Comedy / Animation / Family
İMDb Puanı : 6,5
Queen's Review : 9 / 10




Happy Feet gerçekten eğlenceli animasyonlardan biri.KArakterler harika olmuş.Özellikle de Ramon beni benden aldı :D
Gerçi onu seslendiren Robin Williams ama.O adam baaşka ya.

Neyse.Bu kez yorumu sona saklayıp hemencecik konusuna geçmek istiyorum.

* İ-P : İmparator Penguenleri *


Bu animasyonda İmparator Penguenlerin (İ-P) dünyasına giriş yapıyoruz.Happy Feet bize İmparator Penguenlerinin kendilerini şarkı söyleyerek ifade ettiklerini anlatıyor.Tüm İ-P'leri şarkı söylemede süper bir yetenekle doğarken Mumble,harika seslere sahip bir anne babadan olmasına rağmen,bir ilk olarak dans etme yeteneği ile doğar.Bunun sebeblerinden biri de babasının onu yumurta iken düşürmesidir.

İlk yumurtadan çıkışında herkesi hayretler içinde bırakır.Ve dans etmeye başlar.Babası bu durumdan hiç ama hiç memnun değildir.

Annesi avlanmadan geri döndüğünde şaşırır ancak yumurtayı düşürme olayından habersiz olduğu için kocasını suçlamadan oğlunu olduğu gibi kabul eder.

Ancak herkes annesi kadar kabul edici bir doğaya sahip değildir.Neredeyse tüm İ-P'leri Mumble'ı dışlarlar,Gloria dışında.Gloria müthiş bir sese sahiptir.Ve çok akıllıdır.Mumble daha onu gördüğü anda aşık olmuştur.

Sonraları ailesinden uzaklaşan Mumble farklı tür penguenlerin arasına girer.Orada tanışdığı 5 penguenle hemen arkadaş olurlar.Mumble hep penguenlerden çok daha fazlası olduğuna inanıyordur.Yiyecek azalmasına neden olanın da bu insanlar olduğuna inanır.Durmadan onlara derdini anlatmaya çalışır.Ve bir şekilde gerçekten de insanlar ile iletişime geçer.Ve sonrasını izleyip görün diyorum.





Aslen güzel,eğlenceli olduğu kadar da izleyiciyi düşündüren bir animasyon Happy Feet.Kutuplara neler yaptığımızı,hatta ve hatta yalnızca oraya değil tüm doğanın dengesine olan etkimizi düşündürten bir animasyon.Kesinlikle izleyin.Çocuklarınıza,kardeşlerinize,anne babanıza izlettirin.
Çok etkilenecek ve bu sırada da çok eğleneceksiniz...

6 Şubat 2014 Perşembe

The Smurfs 2




 Yapım : 2013
Tür: Animation / Comedy / Family
İMDb Puanı : 5,4
Queen's Review : 4 / 10


Ah...The Smurfs...

Çizgifilm halini her zaman sevmişimdir.Çocukken en sevdiklerimdendi.Kesinlikle Bugs Bunny'i geçemez tabi.

Ancak bu serinin ilk filmini de beğenmemiştim ben ve malesef bu
nu da öyle bayılarak izlediğimi söyleyemeyeceğim.

İnsanlarla animasyonlar bir arada olmuyor kardeşim ya.

Özellikle de o Gargamel! Aghh...
Evet çizgifilmdeki Gargamel'e çok benzetmişler ve Hank Azaria'nın oyunculuğuna da lafım yok ama olmamış işte,ne bileyim.
 Olumsuz yönlerinden oluşan epey uzun paragrafa girmeden kısacık olumlu düşüncelerimi de bildireyim.
Animasyonunu beğendim.Açıkçası direkt animasyon olsaymış daha çok sevk alabilirmişim gibi geliyor. Sanırım olumlu düşüncelerim bu kadar :)


İlk filminde de aynı duyguları hissetmiştim dediğim gibi,şimdi soracaksınız ki "Madem diğerini
beğenmedin,neden bunu da izledin?" Vallahi bunu sırf sizin için eleştireyim diye izledim.Bir de çok sevdiğim yeğenim çok ballandırarak anlattı bir de üstüne çocukluk arkadaşım da çok beğendiğini,serinin ilk filminden daha güzel olduğunu söyleyince dayanamadım,izledim.Ama benim fikrim öyle kolay kolay değişmez.

Ha evet ilk filminden belki bir parçacık daha eğlenceliydi,doğru,ama hala 'süper bir film.Her anını gülerek geçirdim.' gibi bir şey söyleyemem.Film bittiğinde üzerimden yük kalktı,o derece.Tavsiye eder miyim? İlk filmden hoşlandıysanız kesinlikle.Ancak ilk kez izleyecekler için öncelikle serinin başını izleyin derim.Kesinlikle beğeneceksiniz ise asla diyemem.Çünkü şahsenberbat diyemesem de beğenmedim.

Konusuna ise çok kısacık değineceğim.Yorumu gereksiz yere uzatmaya lüzum yok.

Şirinler çizgifilminde hepimizin çok iyi bildiği Şirine üzerinde dönüyor film.Şirinleri kötüye sürüklesin diye Gargamel tarafından yaratılan şirine sonra Şirin Baba'nın gizli formülü sayesinde mavileşiyor ve bir Şirin haline geliyor.Ancak kendini hiçbir zaman tamamen Şirin hissedemeyen Şirine,doğum gününde herkes ona sürpriz hazırlarken ve unutmuş numarası yaparken kendini iyice dışlanmış hissediyor.Ve Gargamel ise bu sırada ilk filmde gerçek dünyada kalmıştı ya hani,artık çok ünlü bir sihirbaz olmuş.Ve kendine Şirine gibi iki tane daha 'Yaramaz' dediği Şirin yaratmış.Vexy ve Hackus.Şirin Özü almak için yeni şirinler yaratmak isteyen Gargamel Şirineyi kaçırıp ondan 'Naughty'leri Şirinler'e çeviren gizli formülü almak istemektedir.Ve kaçırılan Şirine'nin peşinden giden Şirin Baba ve diğerleri,onu kurtarmaya çalışacaklardır.Tabi ki ilk filmde tanıştığımız iki insan Grace ve Patrick'in yardımı ile...

4 Şubat 2014 Salı

Fright Night 2 : New Blood


Yapım : 2013
Tür: Comedy / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 4,2

Queen's Review : 3 / 10


Kesinlikle ilk filminin yanından bile geçmiyor!

Büyük bir beklentiyle başladım ve elimde patladı.Filme neredeyse resmi olarak berbat diyebilirim.

Oyuncular hiç olmamış (Kontes Dracula hariç) hiçbirini sevemedim.Bir filmde de ana karakterlerden hoşlanmayınca koca film anlamını yitirir biliyorsunuz ki.

Konusunu falan anlatayım diyeceğim ama inanın konusuyla filmin kalitesi arasında dağlar yollar var.

Öncelikle bu filmde Draculayı izliyoruz.Ancak Kont Dracula değil de Kontes Dracula...

Filmimiz Romanya'da geçiyor.Üniversitede profesör olan Gerri Dandridge aslında Kontes Dracula'dır.Üniversite için gelen bir grup lise öğrencisi içinden Charley Kontes'in birini öldürüşüne şahit olur ve sonraları bir çok şeye ve Kontes tarafından fark edilir.

Charley'nin oda arkadaşı olan "Evil" Ed'e her şeyi anlatır ve Ed'de vampirler konusunda oldukça bilgilidir.En sevdiği program Fright Night'dır.Programın sunucusu da yeni bölüm çekimi için ülkede olduğunu öğrenirler ve ona yardıma giderler.

Charley'nin küs olduğu sevgilisi de işin içine girer ve bir şekilde işler karışır.AslenKontes yıllar boyunca onu gün ışığına çıkarabilecek olan bakire'yi aramaktadır.Şöyle ki ; Kontes Dracula'nın gün ışığına çıkmasını salayacak bir bakire kız vardır ancak onu yıllardır arayan Kontes milyarlarca insan öldürmüş ancak o kızı bulamamıştır.Yüz yıllar boyunca genç kalmak için insan kanını kullanan Kontes sonunda o bakireyi bulur ancak işler bundan daha karışıktır.Gün ışığında yürüyebilmesi için yalnızca bakire yetmeyecektir.

Ah...Bazen filmlerin konularını anlatırken onları olduklarından daha çekici hale getirdiğimi düşünüyorum. :D

İnanın konusu kadar ilgi çekici bir film yapmış olsalardı eminim film kat be kat güzel olurdu.Yani bir insan bir konuyu bu kadar kötü bir şekilde senaryolaştırır.Senarist Matt Vanne , duy sesimi! Yani bundan daha kötüsü olamazdı.

Görüntüler hoş değil,karakterler resmen geçiştirilerek yazılmış,konunun gidişatını takip edemiyorsunuz.Bence kesinlikle boşa emek ve bütçe harcanan bir film olmuş.Bazen bu paraları bir hayır kurumuna bağışlasalar daha yerinde olurdu diye düşündüğüm filmler oluyor malesef bu da onlardan biri.


Halbuki ilk film ne kadar da güzeldi.Yazık.Seriye hakaret oluyor yav.Güzel bir şekilde yapamayacaksınız hiç yapmayın arkadaşım yahu,bırakın seri olmasınitek kalsın.Güzel kalsın...


21 Ocak 2014 Salı

The Hunger Games


Yapım : 2012
Tür: Advanture / Sci-Fi / Thriller
İMDb Puanı : 7,3
Queen's Review : 10 / 10


Suznne Collins'in yarattığı 3 kitaplık seriden sinemaya uyarlanan The Hunger Games (Açlık Oyunları) çok başarılı bir yapım.Sinemaya uyarlanan br çok filmde izleyiciler ve hayranlar hayal kırıklığına uğruyor.Senaristlerin mahvettiği çok güzel kitaplar gördük hepimiz.Ancak şükür ki The Hunger Games'e bunu yapamamışlar.


Film baştan sona bir harikaydı.İlk sinemada izlediğimde tam olarak hayal ettiğim gibi olduğunu düşündüm.Yalnız oyuncu kadrosu için bir iki laf etmek gerek diye düşünüyorum.Katniss Everdeen rolü Jennifer Lawrence tarafından çok güzel bir şekilde canlandırılmış olsa da Peeta Mellark rolüne Josh Hutcherson hiç olmamış.Kitapta Peeta'yı çok daha sevimli bir çocuk olarak hayal etmiştim.Ve film ilk çıktığında bir çok hayranda benimle aynı fikri beyan etmişti.Ama ne yapalım  çocuk seçilmiş bir kere.Bize de izlemekten başka bir şey düşmez.


Görsellik açısından seyirciyi ve özellikle fan'ları doyuran bir film olmuş The Hunger Games.Filmde kitaptan alınan ve başarılı bir şekilde yansıtılan çok sahne vardı.Rue ile Katniss'in ilişkisinin içtenliğini tam anlatamamış olduğunu düşünsem de kitabını okumadan izleyenler için yeterliydi.Yani fanları değilse de izleyici tatmin ettiğini düşünüyorum.En azından Rue'nun ölümü yeteri kadar etki bırakabildi.

Ben o bölmü okuduğumda çok ağlamıştım.Ancak son kitabın sonlarına doğru olanlar beni üç gün sürecek bir bunalıma sürüklemişti.Şuan her ne kadar filmin eleştirisini yapıyor olsam da kitaplarını okumadan geçmeyin demek zorunda hissediyorum kendimi.Çünkü kaçırılmaması gereken serilerden biri.Filminin çıkmasını beklemeden Katniss'in yolculuğuna şahit olun derim.

Rue'ya geri dönersek,ölümünden sonra Katniss'in işareti ve sonrasında gelen özgürlük arayışı serinin konusunu oluşturuyor çünkü.Bir nevi dönüm noktası.

Yorumumu konusuna kısaca değinerek bitireceğim.O zaman Rue'nun nasıl bri önem taşıdığını daha net anlamış olacksınız.

13 mıntıkadan oluşan Panem diye bir ütopik şehirdeyiz.1. mıntıka başkent.Capitol.2. ve 3. mıntıkalar da bir nevi Capitol'ün yan kolları gibiler.Mıntıka numaraları büyüdükçe içerisindeki halk da fakirliyor.Her mıntıkanın kendine ait bir işi,görevi var.Bizim Katniss 12. mıntıkada yaıyor.Ve o mıntıkanın işi madenden kömür çıkartmak.Ve asla birbirleriyle görüşmüyorlar.Kimse kendi mıntıkasının dışına çıkamıyor.Bir nevi kendi hallerinde Capitol ve diğer iki mıntıka için gönüllü çalışan köle gibiler bence.Ancak sonra
13. Mıntıkada bir isyan çıkıyor ve Capitol orayı savaşta yerle bir ediyor.Sonra insanlar bir daha cesaret edip de yeniden isyan edemesinler diye bir nevi bir gövde gösterisini,korkutma politikasını temsil eden bir 'oyun' ortaya çıkartıyor Capitol.Oyunun adı da The Hunger Games (Açlık Oyunları).

17 Ocak 2014 Cuma

I Spit On Your Grave

Yapım : 2010
Tür: Crime / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 6,3
Queen's Review : 10 / 6


Bu film serinin ilk filmi.İlk izlediğim zaman çok beğenmiş ve hemen ikincisini izlemeye koyulmuştum.Ancak ikincisi o kadar güzeldi ki,ilkini gölgede bıraktı.

O açıdan bu filmi ilk izleyenlerden biraz daha farklı gözle bakıyorum bu filme ve karşılaştırmadan duramıyorum devam filmi ile.

Beynimi biraz rahatlatıp tarafsız bir şekilde eleştirmeye çalışacağım.Öncelikle başrol Jennifer Hills'i canlandıran aktrist çok güzel bir bayan.Sarah Butler.Filmdeki rol yeteneğini çok çok beğenmesem de (karşılaştırmadan edemiyorum arkadaş! 2. filmdeki kızı hatırladıkça bu çocuk oyuncağı gibi geliyor.) güzel bir filmdi.Zevk aldım izlerken.Gerilimi bol,hatta bir yerde tırnak yediğimi fark ettim.
"Such a clishé!"

Konusu ise kısaca,Jennifer bir yazardır.Kendine ormanda uzak bir ev tutar.Ancak yolda benzin almak için durduğunda 3 adamla karşılaşır ve bir tanesi onunla flört etmeye kalktığında çocukla dalga geçer ve oradan ayrılır.Gölün kenarında,güzel ve sessiz bir ev ortamı eşliğinde yazmaya başlar.Evde bazı tamir işleri çıkar ve bir tamirci çağırır.Gelen çocuk bir nevi engelli bir çocuktur.Ve yardımları için onu öper.Ancak bu çocuk,Matthew,aslında kızın eve gelirken karşılaştığı o üç adamın,Johnny,Stanly ve Andy,arkadaşıdır.Onlara Jennifer'ın kendisini öptüğünü söyler ve flört girişimine red yemiş olan Johnny ile arkadaşları dalga geçerler.Sinirlenip kızın evine girmeye karar verdiklerinde de iş değişir.

Jennifer neye uğradığını şaşırır ve tecavüze uğrar.Kaçmaya çalışır ormanda iki adama rastlar.Bunlardan biri kasabanın şerifidir.Ancak bu şerif ,şerif Storch,diğerleri gibi değildir malesef.Ve kızı geri getirir.Kız tecavüze uğramaya devam eder ve en sonunda onlar onu öldüremeden kaçar.Sonra intikam için geri döner.

 Film güzeldi.Ancak biraz clishé idi malesef.Ancak izlemesi keyifli bir gerilim filmi olabilir kesinlikle.

Çünkü heyecan veren ve gerçekten gözünüzü ekrandan ayıramadığınız sahneleri var.

Tavsiyemdir...

I Spit On Your Grave 2

Yapım : 2013
Tür: Crime / Horror / Thriller
İMDb Puanı :5,6
Queen's Review : 10 /10 

Bence türünün en iyilerinden olan bir filmdi.Başrolü canlandıran aktrist Jemma Dallender mükemmel bir performans sergilemiş.Bu filmden önce kendisini hiç izlememiş olsam da,bu filmdeki performansı kendisinin hayranı olmama yetti.
 Şahsen film ve dizilerdeki ağlama sahnelerinin inandırıcılığınun başarı oranının çok düşük olduğuna inananlardanım.Gerçekten ağlayabilen çok az aktör/aktristvar bana göre.Ancak bu filmdeki ağlama sahneleri ve acı sahneleri süperdi.O denli inandırıcıydı ki bir yerden sonra durup hıçkırarak ağladım kızcağıza.Cidden.
Filmin konusu beni çok etkiledi açıkçası.Ben de üniversite sayesinde kendi başıma yaşama evrelerinde hep bunun başıma gelmesinden korkan bir kızdım.O açıdan bu film benim kabusumun perdeye yansıtılmış hali gibiydi.Ve biliyoruz ki bir çok kızcağızın da başına gelmiş/geliyor bile hatta şu anda.Düşüncesi bile tüyler ürpertici.

Konusunu ise şöyle kısaca açıklayacağım çünkü cidden üzücü.Katie model olmaya çalışan bir kızdır.Kendisi de çok güzel bir kız.Ancak ajansı ona daha güzel bir portfolyo oluşturması için daha güzel bir fotoğrafçı bulması gerektiğini söylerler.Ancak bu fotoğrafçılar oldukça pahalıdır ancak iş çıkışı bir gün Katie,şans bu ya,bir fotoğrafçının ücretsiz fotoğraf ilanını görür.Orayı arar ve gider.Üç kardeş olan Georgy,Ivan ve Nicholay ile tanışır.Fotoğrafını çekmek için soyunmasını ya da daha açık şekilde pozlar vermesini istemeleri üzerine Katie orayı terk eder.Ancak kardeşlerin en küçüğü olan Georgy,kıza aşık olur ve evine girer.Ona tecavüz eder ve kızın hoşlandığı çocuğu öldürür gözleri önünde.Sonra kardeşlerini arar ve onlar gelince kıza uyuşturucu verip onu bayıltırlar.Kız gözünü bir bodrum katında çırıl çıplak bir halde açar.

6 Ekim 2013 Pazar

The Purge


Yapım : 2013
Tür : Horror / Sci-Fi / Thriller
IMDb Puanı : 5,5
Queens Review : 10/10


 Aman tanrım!

Film harikaydı.Ama izlemesi tabi.Böyle bir şeyin gerçekleşme düşüncesi ise korkunç.Neymiş,arınmaymış,içindeki biriktirdiği stresi vs dışarı atmaymış.PEh! Arınma arkadaşım.Birini öldürecek kadar neye streslendin?! Kadın,çocuk,yaşlı,sakat,hamile vs.yi o 12 saat içerisinde vahşice öldürünce yılın geri kalan kısmında suç işlemiyorlarmış.Bak bak bak!
Zengin olan kilitlemiş kendini eve fakirler ise sokaklarda vahşice katlediliyorlar.İnsanlık dışı bu.Hele filmin sonunda radyo haberlerini dinlerken öldüm sinirden.
Bu yıl diğer zamanlardan daha fazla katılımcı olmuşmuş,yok efendim 200 mü 2000 küsürne kişi merkeze toplanıp hep beraber insan öldürmüşler.Radyo yayınını yapan kadın da "Ben bunu gibi bir şey görmedim." diyor gururla.Aman Allahım! Dünya bu hallere gelmeden,vahşiliğin legal olduğu zamanlara ulaşamadan ölmeyi nasip etsin Allah ne diyeyim...

Filmin konusunu eleştiri ve OMFG! şeklinde bağırmalarım olmadan anlatayım bir de.

The Purge,bizdeki adıyla 'Arınma Gecesi'  IMDb puanı 5,5.Bir çok filmden aşina olduğumuz iki oyuncu çarpıyor gözünüze ilk olarak.Baş karakterler James ve Mary Sandin'i canlandıran Ethan Hawke ve Lena Headey.Bunun yanısıra çok değişik bir senaryoya da sahip bu film,en azından ben daha önce böylesine bir konuyu işleyen herhangi bir gerilim filmi izlemedim.


Kısaca,yıl içerisinde bir gün akşam yediden sabah yediye,yani 12 saat boyunca devlet halkı serbest bırakıyor.Hastaneler,polisler,itfaiyeler,acil yardıma sahip devlete bağlı her yer kapanıyor.O 12 saat içerisine halk bir yıl boyunca biriktirdiği vahşiliğini dışarı özgürce vurabiliyor.Cinayet,hırsızlık,işkence vs vs hepsi serbest.O 12 saat içerisinde gerçekleştiyse eğer,yaptığınız herhangi bir suçtan dolayı yargılanmıyorsunuz.

Tabi bu seçenek zorunlu değil.Kimisi bu arınma gecesine katılmak istemiyor ve evine sırf bu güne özel güvenlik sistemi taktırıyor,kendisini ve ailesini eve kilitleyip güvenle bu geceyi geçirmek için dua ediyor.Tabi bu seçenek paranız varsa geçerli...